Yirmi bes yili askindir edebiyat yasaminin içinde masaldan gençlik romanina,
öyküden radyo oyunlarina dek farkli alanlarda ürettigi eserleri ile
tanidigimiz Zeliha Akçagüner, ilk kez uzun soluklu bir romanla okurunun
karsisina çikiyor. Yazar, Gölgesini Çigneyen Kadin'da, 1930 ile 1960
yillarinda arasinda küçük bir Anadolu kasabasindaki yasami-aile iliskilerini
ve olaylari romanin baskisisi Banu'nun geriye dönüsleriyle -bugüne baglay...k
anlatiyor.
Kitap, açik-duru bir anlatima sahip bir 'kadin' romani. Kahramani Banu'ya
-asil adi Zübeyde'dir- yasamini bastan sona yeniden gözden geçirme hakkini
taniyan yazar, yasli kadinin bir tür iç yüzlesme yasamasina da izin verir.
Bu arada okura Banu'yu anlatir. Okur, geçmisin Zübeydesi'nin nasil Banu
olduguna tanik olurken, diger 'kadin kahramanlari' da dinler yazarin
dilinden. Süphesiz, Anadolu'nun bagrinda yasayan bu kadinlarin hepsi birer 'kahraman'dir;
yasami sirtlayislari, yasama karsi duruslari ve kadin kimlikleri ile...
Yazarin geri dönüslerle anlattigi Zübeyde'nin yasaminda kadinlarin-kadin
olma durumlarinin hikâyeleri de gizlidir. Bugünün avukati Banu'nun
görüslerinden dinledigimiz 'yakin komsu kadinlarinin öyküleri' kadin
haklarina duyarli bir yaklasim sunar. Elestiri oklarini sik sik kendine
yöneltir Banu. Yasli kadinin iç sesidir, onu kiyasiya elestiren. Bu sert
elestirilerden -içindeki kizgin Banu'dan- kendi evliligi de payina düsenir
alir. Kötü bir evlilikten geriye kalanlari uzun yillar içinde onarmayi
basarsa da 'güçlü' kimligi kisa bir süre sonra karsisina çikacak olan
çocukluk arkadasinin kader çizgisi karsisinda büyük bir darbe alacaktir.
Gölgesini Çigneyen Kadin'da, yüzeyden derine dogru inen anlatimlar kullanir
yazar. Üst okumada Banu'nun hayatini hiç bir ayrintiyi atlamadan anlatirken,
Banu genelinde çocuk dünyasini, erkek-kadin iliskilerini, sanatin sonsuz
iyilestiriciligi de anlatir. Bu arada Banu'nun ahlâkli avukat kimligine
deginirken erkek kardesi Mete çerçevesinde avukatlik dünyasina da göz atar.
Diger agabey Mesut ise Türkiye'nin 12 Eylül dönemini 'simgeleyen' bir diger
kahramanidir. Böylece yazar, romanin politik kurgusunu da tamamlar. Banu'nun
görüslerinden okudugumuz Türkiye'nin duyarli sendikacilarindan olan Mesut'un
yasami, 12 Eylül gerçeginin iç acitici bir yansimasidir.
Banu ile Halise
Romanin bir diger kahramani da Halise'dir. Banu'nun çocukluk arkadasi, bugün
ise amansiz bir hastalikla mücadele veren güzel Halise... Banu ile çocukluk
arkadasi Halise'nin yillar sonra karsilasmalari iki yasli kadini sürekli
geçmise yolculuga çikarir. Banu ve Halise, yasama apayri gözlerle bakan iki
kadindir. Halise'nin içe dönük, kendi çevresine kapanmis yalin ve tekdüze
yasami yaninda Banu, çevresiyle barisik, dost canli, sanatla içli disli,
aydin, kendini yargilayabilen çagdas bir Cumhuriyet kadinidir. Birinin yasam
sevinci yitirmis, yasamdan kopuk olusuna karsin, öteki yasama sanatla,
dostlukla baglanmayi bilen güçlü bir kadindir. Banu, hasta arkadasini yasama
baglamak için kendi yasamini askiya alacak denli kendini ona adarken öte
yandan, sanat ve sanatçi dostlarinin destegiyle yasamini anlamli kilmaya
çalisir. Yazik ki, ölüm yalniz Halise'yi degil, Banu'nun ruhunu da teslim
alir. Ancak biten bir yasama karsin yeni tomurcuklanan bir yasam, torununun
gelisi yasli kadini yeniden yasama baglayacaktir.
Gölgesini Çigneyen Kadin, bir anlamda Banu'nun yasama direnisini, kendisi
olmak adina verdigi savasimi anlatiyor. Bu savasimda güçlü ve zayif yanlari
açik kalplilikle irdelerken çocuklugunun izlerini sürüyor. Yasaminin
sonbaharini yasadigi yaslarda bir baska sanat insaniyla siirle baslayan
yakinliklarinin giderek aska dönüsmesi ise sanatin yasli kadina hos bir
armagani...
Kurgunun eksenine yerlesen 'ölüm'ü yeni bir 'dogum' ile dengeler yazar.
Halise'nin ölümü ile büyük bir bosluga düser Banu. Ancak biten bir yasama
karsin "yasam tomurcugum" dedigi torununun gelisi ve yasaminin sonbaharinda
"sensiz olmuyor" diyen bir adamin yakinligi yasli kadini ölüm boslugundan
çekip alacaktir. |